ÇOK SESLİ İMPARATORLUĞUNU YENİDEN KEŞFEDEN TÜRKİYE
–Dinler ve Kültürler Arasındaki Diyalogda Yeni Atılım–
“Türkiye yeniden çok sesli oluyor”… Türk vatandaşı, İstanbullu Rum-Ortodoks Laki Vingas kültürel, dinî ve etnik farklılıklara yeniden saygı duyan 21. yüzyıl Türkiye’sinin yaratıcılarından birisi. Levanten ecdada da sahip bir iş adamı olan Vingas, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclis üyeliğine (2007′de) seçilen ilk gayrimüslim oldu. Başbakanlığa bağlı bu kuruluş hastaneler ile dini, eğitim, hayırseverlik alanlarında Osmanlı döneminden bu yana aktif durumdaki tüm vakıfların işleyişini kontrol ediyor. Bugün için azınlıklara ait vakıfların sayısı 165. Vingas konuşmalarında ya da verdiği mülakatlarda, Kemalist Türkiye’nin kültürel politikaları nedeniyle tüm bir yüzyıl boyunca bir kenara bırakılan ve şimdi oldukça elverişli bir siyasî ortam sayesinde yeniden dinamikleşen bu vakıfları, İmparatorluk döneminin en değerli mirası olarak tanımlıyor. 2000′li yıllardan bahsederken Vingas, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimi altında geçen on yıllık süreyi “Türk baharı” olarak adlandırıyor: Yani asker ve bürokrat elitin askerî darbeler aracılığıyla empoze ettiği zorba ve Türk merkezli muhafızlıktan kurtulmak için liberal demokrasiye geçişin bir aşaması… Aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Birliğine (Vingas’a göre AB’den uzaklaşmak artık mümkün değil.) katılım için yapılan müzakereler aracılığıyla teşvik edilen ve teminat altına alınan bir ilerleme süreci.
Seçildiği andan itibaren Rum, Ermeni, Süryani Ortodoks, Musevi, Süryani ve Katoliklere yönelik yeni seyrin elle tutulur işaretlerinin sayısı katlandı: Terk edilmiş kiliseler restore edildi, neredeyse bir asır boyunca kapalı kalan kiliseler ibadete açıldı, cemaatlerin sanatsal varlıklarına adanan sergiler açıldı, araştırmalar yapıldı, Türkiye’nin kurucu unsurları oldukları pek çok kez vurgulandı ve onurlandırıldı, el konulmuş mülkiyetleri (yetimhane, okul, kilise, hastane, hattâ mezarlıklar) son yıllarda hükûmetin girişimi sonucu iade edildi… Çözüm bekleyen sorunların sayısı hâlâ çok fazla. Bunlar 20. yüzyıldan miras kalan ve esas itibarıyla vakıfların tüzel kişiliğini ve çalışma özgürlüğünü ilgilendiren sorunlar. Engeller, hatalar ve tereddütler olsa da, bu sorunları çözme iradesi açık bir şekilde görülüyor. Nitekim Türkiye Parlamentosu temel özgürlükler ve insan haklarını gözeten, Avrupa standartlarında yeni bir anayasa hazırlamak amacıyla çalışıyor. Bu amaç doğrultusunda da, teklif ve taleplerini resmî olarak iletebilmeleri için azınlık temsilcilerini görüşmeye çağırdı.
Taksim Meydanı yakınlarındaki Aya Triada Kilisesi müştemilatında gerçekleştirdiğimiz görüşme sırasında Laki Vingas bana, mevcut platformlardaki uyum konusunda açıklamalar yaptı. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin 100. yıl dönümünü kastederek, “Ben de bu ülkenin geleceğini planlamak istiyorum.” Dedi. Ayrıca kendi çocuklarını kastederek, “Her gün bu ülkeye sadakatlarını göstermek zorunda kalmamalarını istiyorum.” dedi. Bu çerçeve belirlendikten sonra sorunlar birer birer ele alınıp çözüme kavuşturulabilir: Rum-Ortodokslar bakımından ilk etapta, 40 yıldır kapalı olan Heybeliada’daki Ruhban Okulunun yeniden açılması geliyor. Ancak 1923 tarihli Lozan Anlaşmasının sağladığı özel koruma şartlarının kaldırılmasını istemiyor: Rumların sayısı azaldı (Yaklaşık 4 bin. Diğer gruplar daha kalabalık.) ve korunmaya ihtiyaçları var. Taleplerin arasında kamuda ve ders kitaplarında her türlü ırkçılığı yasaklamak ve bürokrasinin içine pozitif ayrımcılık mekanizmalarını dâhil etmek de bulunuyor.
Siyaset tüm bu gelişmeler için uygun ortamı yaratırken, değişimi önüne geçilemez hâle getiren unsur ise Türkiye’nin yaşadığı ekonomik patlama oldu. Anadolu’nun her köşesinde yeni üniversiteler kuruldu ve bu sayede öğrenciler buralara gitti. Böylece öğrencilerin, okul kitaplarında dile getirilmeyen kültürel farklılıklarla tanışmaları sağlandı. Çok sesliliğe duyulan bu -yeniden kazanılmış- ilgi, medyayı da etkisine aldı. Ekümenik Patrik Bartholomeos’un bir yıldız olduğu bile söylenebilir: Patriklik faaliyetleri sürekli izleniyor. 1950′li yıllarda Fenerbahçe’nin ve milli takımın kaptanlığını yapmış olan Büyükada doğumlu Rum-Ortodoks Lefter Küçükandonyadis’in cenazesi televizyonlardan canlı olarak yayımlandı. AB Bakanı Egemen Bağış, önemli her etkinlikte mutlaka yer alıyor. Hükûmet de Rum, Ermeni ve Musevi cemaatlerinin basın organlarına mali destek sağlama kararı aldı. Laki Vingas’ın dile getirdiği gibi, “Türkler kendi geçmişlerini, tarihlerini yeniden keşfediyor”. Yunanistan’da yaşanan krizin de bunda katkısı var: Yunanistan’a göçmüş ve bir iş bulabilmek ya da gayrimenkul mülkiyetini geri alabilmek için Türkiye’ye dönmek isteyen Rumlar tarafından Patrikliğe ve çeşitli vakıflara gitgide daha fazla talep ulaşıyor. Yine ekonomik nedenlerle Boğaz’ın kıyısına yerleşmek isteyen özellikle genç ve girişimci Yunanlar da bulunuyor. Önceleri, hâlen aktif durumda bulunan az sayıdaki cemaat okullarında lise öğrenimini tamamladıktan sonra yurt dışına gitmeye aday İstanbul’un yetişkin Rum-Ortodoksları ise şimdi, Türkiye’nin başarılarına katkıda bulunmak için bu ülkede kalmaktan son derece memnunlar.
Laki Vingas’a göre, İstanbul’un Müslüman olmayan vakıfları bir başka önemli görev daha üstlenebilir: Anadolu’dan kente göçenlere, Osmanlı geçmişlerine özgü hoşgörü ve birlikte yaşama ilkelerini aktararak uyum ve sosyo-ekonomik ilerlemeyi teşvik etmek. Çok sesli yeni Türkiye’nin birliği onlara da bağlı.

Pingback: La Turchia polifonica (versione turca) - Istanbul Avrupa - Webpedia